Mountains of Black Sea

Orkun sagolsun, uzun zamandir pazar gezileri teklif ediyor, fakat ya uzun yola gidecek oluyorum, yada bir engel cikiyor. Yine bir haftasonu off-road teklifine, uzun yol ve off-road teklifiyle karsilik verince ortaya bu gezi cikti.

1 Mayis Cumartesi sabahi saat 9 da Ankara, Eskisehir yolundaki Kafes te bulusmak uzere sozlestik. Teknik aksakliklar yuzunden Orkunu biraz beklettim ve kahvaltidan sonra saat 10 a dogru yola ciktik. Rotamiz otoban uzerinden Bolu Dagi, sonrasinda Duzce uzerinden Akcakoca idi. Otobanda ortalama 110 km hizla seyrettik, ve Bolu dagi inisinde, Kaynaslida yemek icin durduk.

Gezinin ilk fotografi, bir parca et icin sevimlilikler yapan ve fotograf cekmeye baslayinca degisik pozlar veren bu kedinin oldu.



Yemekten sonra yola devam ettik. Bozuk sayilabilecek asfaltta yaklasik 70 km yol alarak Akcakoca ya vardik. Daha önce rezervasyon yaptirdigimiz otele yerlestik. Otel neredeyse bedava, pek lüks olmasada tertemiz ve esyalari yeni. Odalarda elektrikli sofben var, dolayisiyla sicak su sorunu yok.

Otel odamin penceresinden görünen Akcakoca manzarasi



Otele yan cantalari birakarak hic zaman kaybetmeden, Akcakoca nin arka taraflarindaki daglara vurduk kendimizi. Ilk hedefimiz Aktas selalesi oldu.
Selaleye varabilmek icin, otoyoldan ayrildiktan sonra yaklasik 15 kilometre bozuk-parcalanmis asfalt ve toprak karisimi yollarda devam ediliyor. Son köy gecildiginde onunuzde 5 kilometre toprak, cakil ve ufalanmis kaya parcalarından olusan, sert ve dik virajlariyla heyecan veren bir yol kaliyor.

Yolun her kisminda harika bir manzara var. Kah agaclarin kah köy evlerinin arasindan geciliyor. Yol boyunca cok sayida kopek goruyoruz. Cusseli olanlar saldirmiyor ve havlamiyor. Bir kac kendini bilmez ufaklik atak yapmis olsada , cok fazla uzatan ve tadimizi kaciran köpek hadisesi yasamadan yola devam ediyoruz.

Bir sureligine yoldan ayrilip tarlalarin arasina giriyoruz. Aklimiz fikrimiz yolda oldugu icin o ana kadar fotograf cekmeyi dusunmuyoruz.

Orkun buldugumuz ilk uygun yere motorunu parkediyor.


Ve benim resmimi cekiyor


Yola devam ediyoruz. Bobrek suyu mevkiinde ana guzargahimizdan ayrılan cakil yolun , dereden gecerek karsi tarafta devam ettigini goruyoruz. Derenin kaynagi yolumuzun sonundaki Aktas selalesi. O sirada bir binek Renault-Toros geliyor, yaklasik 40 cm derinlikteki sudan gecerek karsida gorünen tesise gidiyor.

Hemen Matrix e baglanip "Suda Surus" programlarini yukluyoruz. Bunun üzerine hard-enduro adami Orkunda suya daliyor.


Suda gitmenin zevkini alan Orkun, karsi kiyiya gecmek yerine, selaleye dereyi takip ederek gitmeye karar veriyor.



Yol boyunca durup fotograf cekmek yine aklimiza gelmiyor. Asfalt-toprak yol bitipte, cakil-camur-kaya parcasi karisimi yol baslayinca asil istedigimiz parkura ulasmis oluyoruz.

Selaleye ulasabilmek icin bir dagi once tirmaniyorsunuz, sonrada diger tarafindan iniyorsunuz. Dagin yuksek yerlerinde , yollardaki kayalari kirip dolgu malzemesi olarak yuzeye yaymislar. Bazen uzun bir mesafeyi iri kaya parcalarinin uzerinde gitmek zorunda kaliyorsunuz.

Yol "Aydın Canping" te son buluyor. Yolun en kotu yerlerinde sizi cesaretlendirmek icin arabalarin otoparka kadar inebildigini soyleyen tabelalar var. Bu tabelalarin nedenini "Aydin Canping" e geldiginizde anliyorsunuz. 'Otopark Paralidir!'

Yolun bitimine 50 metre kala son inis oncesi Orkun.




Orkun "Aydin Canping" tabelasi onunde



Yol otoparktan sonra patikaya donusuyor. Dagin eteginden dere yatagina iniyorsunuz. Buradan sonra insan yapimi bir yol yok. Yaklasik 3 km yuruyerek selaleye variyorsunuz. Yol boyunca manzaralar muhtesem.

Iste Aktas Selalesi




Cikarken nasil inecegimizi dusundugumuz en keskin, dik ve taslarla kapli viraj onumde uzanan yolun sonunda beni bekliyor. Resim cekmek icin duruyorum.



Donus yolunda Orkun un gozune kucucuk bir bocek kaciyor. Bir cesmenin basinda duruyoruz. Ellerimi fayansa dayayip musluga uzaniyorum. Elim kayiyor, hemen bir kontrayla dislerimi musluga vurup kirilmaktan bir santimetre kala kurtariyorum, kafami yumusakca fayanslara vurarak duruyorum. Onca tehlikeli viraji atlatip bir cesmede su icerken disleri kirmakta mumkun. Insanin basina nerede ne gelecegi hic belli olmuyor. Kasksiz su bile icilmez diyorum kendi kendime.

Orkun ve arkasinda "Tuzakli Cesme".


Bolge yollarinda "Pancar Motor" lu ruhsatsiz araclar kol geziyor. Bu araclarla surat yapan delikanlilarla karsilasip, korkuyla yol kenarina cekiliyoruz. Son derece dengesiz olan bu araclara dikkat etmekte fayda var.









Koy yollari bu sekilde devam ederken, yolumuz bir koy delikanlisi tarafindan kesiliyor. Aramizda soyle bir konusma geciyor

-Selam, ben GS, 1150 GS, 1150 GS Adventure
-Bende Öküz, bildigin Öküz. Hani su tork-güc konularinda literaturdeki örneklere girmis yuksek tork lu Öküz. Cok gezmeyin bakam burlarda
-Bende hem tork hemde güç var dostum. Daglarda, GS 10 öküz torkundadir derler.


Az sonra Öküz ün neden boyle davrandigini anliyoruz. Arkasindan kizlar geliyor. Olay buyumesin diye bire takip hareket ediyorumki, duydugum konusmayla kafami cevirip bakiyorum.

-Abla kiz, yakisikli bogaymis, ustundeki adam insede gidip tanissak
-Bosver bu alaman bogasi, bizim buralara gelmez, parcasi pahalidir hem.

Delikanli donun onunuze diye kizlari azarliyor. Bende yola devam ediyorum


Otoyola cikip Fakıllı Magara sının oldugu koye dogru ilerliyoruz. Tekrar koy yollarindayiz. Yol ve cevre muhtesem, yanimizda akan dereye yan gozle bakiyoruz. Yolun cogunlugunu hep ayakta geciriyorum. Hatta kimi zaman otobanda 140 km ile ayaga kalktigim oluyor.

Aksam 8 gibi otele donuyoruz. Gidip bir lokantada geciriyoruz geceyi. Yuzde yuz motor muhabbetiyle tamamlaniyor gece. Orkuna bol bol motor anisi anlatiyorum. Otele dondugumuzde asagidaki pastaneye giriyoruz, Mobylette Bionik uzerinde, 20 sene once kullandigim Sport Mobylette nin arka camurlugunun nasil oldugunu gosteriyorum, dukkani kapatmak icin motorunu iceri almis olan pastaneci sasiriyor. Otelin altindaki yemekhanede yesil bir KLR 650 goruyoruz. Otelci, bir ciftin motorla geldigini ve yarin bizimle tanismak istediklerini soyluyor. Tanisamadigimiz arkadaslara buradan selam yolluyorum.

Ertesi sabah Orkun un telefonuyla uyaniyorum. Sabah kahvalti edecek bir yer ariyoruz, fakat hazirda hicbirsey bulamiyoruz. Bir pastanede kahvalti edip, Akcakoca meydaninda fotograf cekiyoruz.


KAÇ- li Sorulara Yenileri

Otelin onunde cantalari sokerken yanima gelen merakli cocuklar bana Kac dediginde, para mi ?basar mi ? diyeceklerini tahmin etmeye calisirken, soru Kilo diye devam ediyor. Acikcasi cocugun merak ettigi ilk seyin agirlik olmasina sasiriyorum. Ardindan GS e ölüm makinasi abi bu diyen araba tamircisi bir delikanliya sadece gülümsüyorum.

Hayatimda duydugum en yürek burkan soruylada asagidaki resimde gorunen boyaci cocuklarla muhabbetim esnasinda karsilasiyorum.



-Boyayalim agbey
-Pantolonu boyayabilirmisin ?
-Boyarim agbey
-Simdi acelemiz var ama, sonra boyatirim.
-Agbey
-Soyle
-Siz yaniniza yemek aliyonuzmu
-Yok almiyoruz, gittigimiz yerlerde yiyoruz
-Siz cok zenginsiniz o zaman, hep disarda yiyonuz.
-.......

Bir an sersemliyorum. Kaskin onunu aciyorum. Ne diyecegimi bilmiyorum. Bosta bulunup gazliyorum. Yola cikiyoruz.

Hedef Eregli. Yol yaklasik 50 kilometre. Sol taraf deniz sag taraf dag. Asfalt kalitesi idare eder. Manzara muhtesem. Virajlar keyifli. Kafamda hem boyaci cocuklarin son cumlesi.

Kafamda kask yok, ama yan ayak acik, resim nizami yani. Motor gidis yonumuzun tersinde duruyor. Bu mevkide sahlanmis gelen iki spor makinayla karsilasiyoruz. Orkun ikisininde Hayabusa oldugunu idda ediyor, ben arkadakinin GSX R600 oldugunda israrliyim. 48 saat boyunca sadece motor ve ilgili konulardan konusuyoruz. Motor harici tek muhabbet garsonlarla oluyor. Kofte varmi? Var.




Ereglide Cehennemagzi magarasina giriyoruz. 36 basamak merdivenden indikten sonra karsiniza cikan magara muhtesem. Yemyesil bir dogal havuz. Fotograf cekiyoruz, ama sarji bitmek uzere olan makinayla ayar yapmadigimiz icin oradaki guzelligi anlatacak seyler yakalayamiyoruz.






Deniz kenarindan giden yol bitiyor, sisli dag yollarindan Zonguldak'a dogru yola cikiyoruz. Bir sure sonra yine deniz kenarina iniyoruz. Gozumde gozluk olmamasina ragmen, girdigimiz bir tunelde hic birsey goremiyorum, kör oldugumu saniyorum. Oysa uzunlar yaniyor hep. Karsidan gelen arabalar sayesinde yolumu bulabiliyorum.
Tunel cikisinda duruyorum. Orkunda ayni seyi yasamis, acaba farlarim yanmiyormu diye dusunmus. Bende kendi farimin yanmadigini dusunmustum.

Zonguldakta bir saat kadar yemek yiyecek yer ariyoruz. Amacim deniz kenarinda, motorlarin gozumuzun onunde duracagi ve bir bardak bira icebilecegim bir yer bulmak. Tek yonlu akan sehir trafigi bizi ugrastiriyor. En sonunda terminalin karsisnda bir yer buluyoruz. Yemek geliyor, biradan bir yudum aliyorum, ama bir bardak dahi olsa bira icmekten vazgeciyorum. Malum yolculuk var.

Deja-vu

Restoranin onundeki otoparkin kosesine cekiyoruz motorlari, arabalardan oldukca uzaga. Restorandan ciktigimizda kosede duran iki genc goruyorum. Arkamizdan bize dogru ilerliyorlar. Bir an gencle yer degistiriyorum. Sonra kendime geliyorum.

Karaoglan Zonguldakta



Cocuklugumda guzel motorlari ancak tatillerde Marmarise gittigimizde gorurduk. Ortaokul yaslarinda, kardesimle birlikte pansiyona esyalari biraktiktan sonra kosarak limana gider, oturup park etmis endurolari uzaktan seyrederdik. Butun tatil boyle gecerdi. Fiberglas tan depolari olan dev gibi aletler vardi aralarinda. Sahipleri huzursuz olmasin yada gelip bir sey soyleyip bizi bozmasin diye makinalarin yanina gitmezdik. Spor makinalari yada cruiser leri sevmezdik pek. Delikanliya kuheylan tarzi endurolar yakisirdi.

Bu cocuk sanirim bendim, bir sure onun yerinde yurudum. Neden biz cikana kadar bekledigini motorlarin yanina gitmedigini biliyorum. Sonra kendime gelip motorun uzerine oturdugumda yanimiza vardilar.

-Abi meraba, ben bu motorlarin hastasiyim.
-Kac yasindasin ?
-21 abi, bendede MZ var
-21 yasimda benimde MZ 251 vardi.
-Abi zormu buna binmek? cok agir duruyo
-Degil aslinda, binersin cok rahat
-Abi rica etsem biraz arkanda gidebilirmiyim? Yok dersen onemli degil abi

Yine basiretim baglaniyor. Kasksiz falan olmaz abicim diyorum. Tamam abi diyor hemen. Bir kelime israr etmiyor. ikiteker.org sitesine gir diyorum, oraya gezi raporu yazacagiz.

Hareket eder etmez, bu ikinci diyorum. Keske cocugu motora bindirseydim. Hic olmazsa durdugu yerde. Yada kaskimi verseydim. Acayip bunaliyorum. Cok acayip.

Zonguldaktan Devrek e dogru yola cikiyoruz. Yolda cevirme yapan trafik ekipleri durduruyor. Radar diyorum, bunaltiyla son kilometrelerde oldukca hizli gitmistim. Polisler motor meraklisiymis. Bize bu bobrekleri hasta eder diyorlar, bobrek korumayi gosteriyorum. Butun korumalara bakiyorlar. Yolla ilgili bilgi veriyorlar. Dikkat edin yol kenari micir, hayvanlar dolasiyor, ilerilerdede radar var... Yola devam ediyoruz.

Geyik...
2001 yilinda, Georgetown, Virginia da, ilk yerlesim denen bolgede dolasiyoruz. Arkamdan "esoluessek" diye bir ses duyuyorum. Bakiyorum, kaptan kiliginda yasli bir adam var sadece. Tekrar "esoluessek" deyip elini uzatiyor. Aklinda sadece bu kalmis Turkceden. 80 li yillarda Turkiyede calismis, motosikletiyle Ege ve Akdeniz sahillerini gezmis, bizim Turk oldugumuz anlayincada arkamizdan seslenmek istemis. Uzun yol icin fiberglas tan depo yaptirmistim Almanyada diyor. Adami digitize edip 20 yas genclestiriyorum, kask giydiriyorum, tamam bu o!!!

Arkami donup, asagidaki fotografa benzer bir sekle giriyorum, Hatirlarmisin diyorum, Marmariste motorun etrafindaki cocuklari kovalarken, sana uzaktan bakan, fakir ama magrur bir genc vardi.
- Bibeg dolmasi? Kayin-Pedeg? Kayin- Vagde? diyor saskinlikla.
Pardon diyorum, kultur farki iste, anlayamazsin



Devrek uzerinden yolumuza devam ediyoruz. Yenicagada otoban girisinde bir araba beni gaza getiriyor. Onunla basliyorum, sonrada otobanda arabalari yara yara ilerliyorum. Bir bakiyorum kadran 220 gosteriyor. Orkun ufukta kaybolmus. 9 dakika sonra geliyor. Bir yerde durup cay iciyoruz. Yavas yavas yola devam ediyoruz.

Otoban cikisinda felaket bir yagmura yakalaniyoruz. Yavas yavas giriyoruz Ankaraya. Toplam 800 km. Ilk 410 kilometrede GS 35 milyonluk benzin aliyor. 110 kilometre civari hizla gitmenin odulu diyorum.

Eve gelip yan cantalari yukari cikariyorum. Kendimi bilgisayarin karsisina rahat koltuguma atiyorum. Evet atiyorum kendimi...



Koltugun ayaklari kiriliyor. Reflekslerim yoldan kalma bir hizla calisiyor, hemen low-siding yapiyorum ve koltuktan kurtuluyorum. Yine sans eseri kurtuluyorum bir kazadan. Allahtan kafamda kask var diyorum. Tuzakli cesmeden sonra bunu iyice anliyorum, kaski kafamdan eksik etmemek lazim.

Zonguldaktaki delikanli geliyor hemen aklima, kasksiz oldugu icin motora bindirmedigim. Aklimdan, cocuklugumuzda Manisa-Muradiye arasinda bag aralarinda offroad yaparken su ictigimiz cesmenin uzerindeki yazi geliyor.

"Bak su garip cesmeye, su icecek tası yok, kirma gonul kapisin, yapacak ustasi yok."